Yalnızlık İçinde Garip Gün

Ardı ardına çalan şarkıların sözleri kulaklarımın içinde çatışıyordu. Duygularım ise birbirine giriyordu. Cem Adrian’ın eşlik edişiyle yalnızlıkla mı savaşacaktım yoksa Sezen Aksu ile pişman olup özleyecek miydim? Bilmiyordum. İçimdeki kargaşa, kızgınlığı ile üfleyen rüzgar eşlik ediyordu bana karanfilde yürürken…

Sokak müzisyenlerinin umursamadığı hatta onlara inat şarkı söylediği kalabalık, benim için boşluktu sanırsam. İçinde kendimi batırdığım dibi gelmeyen…
Her şeyini kaybetmişlerin kendi ülkesini oluşturduğu, mahcup gölgelerini düşüren sokak çocuklarının yanından geçtim. Mutsuzluk saçan takım elbiseli insanların gölgelerini takip ettim. Çarpıp gittikleri üstü başı dağınık insanlar ile göz göze geldim sonra. Saçtıkları ile başkalarını mutsuz eden insanlar. Gerçekten ne mutsuzluk ama…
Kızılay’ın canlı kalabalık kafelerinin içerisinden gelen kahkahalar, müzik sesleri ve sıcak havasıyla sokaklarda dolanıyordum. İlk önce Sakarya oradan alışveriş merkezinin oraya yukarıya çık ve Meşrutiyet Cadde’sinden geçip tekrar karanfilde yürümeye başlıyorum. Birkaç kitapçıdan kitap bakıyorum. Zaten utanmadan en rahat girip dolandığım yer kitapçılardır. Kafe gibi yerlere hemen oturamam zaten. Utanır çekinirim. Birkaç kez önünden geçip kendimi rahatlatmam gerekir. Ki kitapçıdan kitapları alıp en rahat hissettiğim mekanın kapısından içeri girdim.
Masalarda sadece ben yalnızdım. Aslında yalnız değildim tam tersi çok kalabalıktım. Ve ben burada kendimle olmayı seçmiştim. Bir arkadaş grubunun oturduğu masa tam da mutluluğu yaşıyorlardı. Aralarına girip hiçbir şey olmamış gibi bende gülmek istiyordum. Başkalarıyla saçılan gülücükleri aslında etrafına saçmış oluyorsun. Ve bende en çok bu gülücükler arasında rahatça gülüyorum.
Ardı ardına gelen birkaç bardak bira ve sıcak ortam beni rahatlatmıştı. Birkaç mekana daha rahatlık ile girip her bir mekanda ufak tefek içtim. Tabi buraların insanlarından olmadığım için bu rahatlık ile sokaklarda takılamazdım. Buralarda uyanmanın ne demek olduğunu öğrenmek için gece kalacak bir otel bulmalıydım. Ucuz olanından. Son bir derin yudum aldıktan sonra son mekandan da çıkıyorum. Artık bende o mutsuzluk saçan takım elbiseli adamların çarptığı insanlar gibiydim. Rast gelen birine saati sorduktan sonra elimle selam verip ıslıklar eşliğinde yürümeye başladım. Islığımı bastıran bir ses çınlattı kulaklarımda ki o mahzur parçayı. Köpek misali dinleye dinleye o güzel sesin geldiği yere gitmeye başladım. Ağlayan bir bayan telefonda ki kişiye “Babam beni terk edeli 20 yıl oluyor ve ben tamı tamına 16 yıldır insanların altına yatıyorum. Artık sıkıldım yakın zamanda gideceğim buralardan.” diyordu. Kulak misafirliğimi anlıyor gibi olacak ki “Beni mi dinliyorsun yakışıklı.” diyerek bana döndü. Hiçbir şeyden anlamamış gibi yaparak bana yaklaşan sese ben daha çok yaklaştım.
Mekandan içeri girdiğimde sahnede kara kaşlı kara gözlü ve sesiyle insanları büyüleyen bir kadın şarkı söylüyordu. İçerisi anasonla beraber birbirinden pahalı olan parfüm kokuyordu. Sahneye yaklaşarak boş bir yer ararken gözlerimi kadından alamıyordum. Daha sonra garsonun birisi omzumdan tutup kendine çevirdi. Boş yer kalmadığını gösterircesine etrafa bakış attırdı. Oysa ki vardı. “Bu ne ulan sırf yalnız olduğum için mi bana boş yer yok.” dedim. Evet, dercesine başını salladı. Pis pis sırıtırken arkada ki başka garson kalıbımdan cesaret edemeyen ama olay çıkarmamam için uyaran gözlerle bana bakıyordu. Mekanın çıkışına doğru adım attım, ağzıma bir küfür doladım. “Sizin mekanınızı da sizi de şarkınızı da yapacağınız işi de s……”
Kendime kızmaya başladım.. Ucuz bulduğum bir otele girerek odama çıktım. Neyse ki şansıma mini dolapta ufak rakılardan koyup önüme açtım müziği.
Neşet Ertaş- Zülüf Dökülmüş Yüze
Sızmışım…

2 Yorum

  • Cevapla Ocak 21, 2016

    Merve

    Yine her zamanki gibi MUHTEŞEM olmuş. Gerçekten süper. Bayıldım :))

Sen de yorum yaz

Bu yazı hakkında yorumunuzu bekliyoruz