Neden olmasındı?

NEDEN OLMASINDI?
Hayatım diyordu genç adam. Benim hayatımda olmadığı zaman gerçek bir ben olmamı engelleyecek mucizeler var. Onlar beni ben yapan mucizelerim.
Onlarsız olamam ben. Kitaplar, fotoğraf makinem, bir kalem ve defter… Nasıl da hunharca içlerine, derinliklerine çekmişler beni. Boğulacağıma aldırmadan.
Kitapların kelime denizinde boğularak, bir fotoğraf karesine en münasip anları hapsederek, kalemin kağıt ile nasıl bir çift olup uyum içinde çalıştıklarını görerek buluyorum benliğimi.
Genç adam anlatmaya devam etti. Yanında oturan adamın onu dinlemediğinden bir haber,devam etti anlatmaya.
Bak, dedi. Elinde bir fotoğraf sesi titreyerek devam etti.
Bak işte, bu benim yıllar evvel kaybettiğim babam. Boğazında bir yerlerde takılmıştı yutkunması…
Gözlerinden yanağına süzülen bir damla yaşı siliverdi hemen. Ne de olsa erkekler ağlamazdı.
Genç adam devam etti.
Beraber ne de güzel vakit geçirirdik. Lakin bir gün beni bırakıp gitti şu koca dünyadan. Sonsuz bir uykuya daldığını söylediler bana. Daha yedi yaşında bir çocuktum. Sekize girmeme az bir vakit vardı. İlk fotoğraf makinemi yedinci doğum günümde babam almıştı bana. Bunu da ilk makinemle çekmiştim.
Bir fotoğraf karesine sıkıştırılmış anlar… Onlara bakmak yaşanması gibi keyif vermeyecek hiçbir zaman.
Genç adam durdu ve henüz birkaç saattir tanışıklığı olan adama sordu. Var mıdır ki bundan kötüsü, diye.
Net bir cevap alabileceğini ümit etmemişti soruyu sorarken zira dinlememişti kendisini fikrince.
Adam azar azar kuşlara attığı yemin tamamını silkeleyerek boşalttı elinden. Akabinde şu sözler döküldü ağzından. Ben babamı görmedim bile…
Usulca banktan kalktı ve uzaklaşarak şehrin kalabalığına karıştı.
Karıştı karışmasına ama genç adamı bırakmıştı oracıkta bir başına.
Adamın ağzından dökülen sözler sanki bir ok gibi saplanmıştı yüreğine ve asla iyileşmeyecek izler bırakmıştı.
Şimdi düşündü yaşadıklarını, çevresinde yaşananları yahut yaşayabileceği olağan olayları…
Sıcak düşünceleri beyninin içinde tıpkı bir kovandaki arılar kadar yoğun fakat hiçbirinin birbirine karışmaması gibiydi.
Ani bir kalkış yaptı ve evinin yolunu tuttu. Eve gidip bir an önce yaşadıklarını yazmayı arzuluyordu.
Defterini bir ilaç misali değerlendiriyordu kendince. Yazdıkça iyileşiyordu sanki.
Belki de düzenli yazmaya başladığından bu yana hastane yollarına düşmesinin azalışı da bu yüzdendi…
Neden olmasındı?..

Nadire Tatar

10. Sınıf öğrencisi. Kaligrafi, hat sanatı ile ilgileniyor.

İlk yorumu sen yaz

Bu yazı hakkında yorumunuzu bekliyoruz